İzler / Gül Ilgaz

Walter Benjamin şehirdeki kalıntıların ve yapım aşamasında olan binaların bir arada varlığını ‘gözeneklilik’ olarak tarif eder. Gözenekler şehrin tarihsel katmanlarının okunması için bir laboratuar işlevi görürler. Kentin ortak hafızasını belirleyen bu mekanlar, geçmiş ile şimdi arasında bir köprü kurmamızı sağlarlar. Gül Ilgaz’ın fotoğraflarında savunma ve koruma amaçlı yapılan tarihi sur duvarları üzerine inşa edilmiş eski evlerin yıkım sonrası izleriyle karşılaşıyoruz. Bu izler bize iki boyutlu mimari ifade biçimlerinden olan ve yapının düşeyde kesilmesiyle oluşturulan ‘kesit’ formunu hatırlatıyor.  İzler serisinde binaların düşey izlerinin sur duvarları üzerindeki izdüşümü, tıpkı kesitte olduğu gibi, merdiven, döşeme, duvar, baca ve çatı gibi elemanların toplamda nasıl bir araya gelerek bir evi oluşturduğunu anlatmanın ötesine geçiyor; mimari tasarım ve çizimlerde çoğu zaman unutulan özneyi yani insan faktörünü ön plana çıkarıyor.  Laozi ‘evim duvar değildir, zemin değildir, çatı değildir, bu öğeler arasındaki boşluktur,çünkü ben orada otururum’ derken boşlukla birlikte özneye vurgu yapmıştı.

Gül Ilgaz’ın fotoğraflarında pembe ve mavi tonlarla renklendirilmiş duvarlar ve onların üzerindeki duvar kağıdı ve kırık bir boru uzantısı gibi izler, bugün artık orada olmayan evlerle birlikte, insanların da yokluğunu düşünmemizi sağlıyor. Artık orada olmayana yönelik bu bakış ‘yitirileni’ sanatın gücüyle geri çağırırken sanatçının kişisel arayışlarının şiirsel bir ifadesi olarak  değerlendirilebilir.

Pınar Öğrenci