Sanatın Gelecekle İmtihanı

Artunlimited Sayı 30 Kasım 2014

Elipsis Galeri’yi ilk kez Isabel Munoz sergisiyle tanımıştım. Sonraları düzenli olarak izlemeye başladım. Serkan Taycan’ın ‘Memleket’ isimli sergisinde fotoğraflardan birini çok beğenip fiyatını sormuştum. Galeri çalışanı beni önce sanatçı hakkında bilgilendirmiş sonra ellerine bembeyaz eldivenler giyerek derin bir dolabın üst çekmecesini açmıştı. Çekmecinin içindeki fotoğraflar arasında kat kat pelur kağıtları diziliydi. Fotoğraflar özenle dışarıya çıkarılırken büyülendiğimi hatırlıyorum. Sanırım beni büyüleyen şey, fotoğrafın bir mücevher gibi korunması ve çalışanın gösterdiği özendi.

Elipsis Galeri bahsiyle yazıya başlamamın sebebi galerinin kapanıyor oluşu. Türkiye’nin ilk ve bildiğim kadarıyla tek özel fotoğraf galerisi olan Elipsis’in kapanması İstanbul için büyük kayıp… Elipsis, çağdaş fotoğraf fikrinin yerleşmesi anlamında ciddi bir katkı ortaya koyarken, edisyonlu fotoğraf, arşivsel pigment baskı gibi kavramlarla tanışmamızı sağladı. Galerinin kapanması üzerine yaptığımız söyleşide kurucusu Sinem Yörük şunları söyledi:

‘Aileden taşıdığım mesleki bir misyonu devam ettirirken, çağdaş fotoğraf fikrinin doğru anlaşılması, izleyici sayısının artması, fotoğrafa karşı olan önyargıların kırılması ve fotoğraf koleksiyonerliğinin oluşması için ciddi çaba gösterdim. Ancak hızlı kentsel dönüşüm süreçlerinin galeri kiralarına yansıması sonucunda 2-3 yılda bir mekan değişikliği yapmak, galeri için ağır bir maddi bedel gerektirdi. İstanbul sanat camiası aktörlerinin yeterince şeffaf olmaması, ortak tavır göstermemesi gibi sebeplerden piyasanın sağlıksız büyüdüğünü, trend ve spekülasyonların gerçek piyasa değerlerini gölgelediğini düşünüyorum. Mesele sadece maddi sebepler de değil aslında, yani sadece sergi açıp kapatmak değil işimiz… Motivasyonu artıracak geri dönüşlerin, farklı işbirliği ihtimallerinin olmaması da galeriyi kapatmaya iten sebepler arasında’.

Elipsis Galeri’nin ardından Galeri Mana’nın kapanacağını açıklaması sanat camiasında bir tedirginlik yarattı. Un Değirmeni olarak yapılan, sonraları atölye, depo, buzhane vb. amaçlarla kullanılan yapının restorasyonunu yaparken burası bir sanat alanı olmalı diye hayal etmiş ve içerdeki her türlü eki kaldırarak mekanın gerçek hacmini ortaya çıkarmıştım. Galeri Mana, bu son derece özel alanda, yapının sınırlarını araştıran, mekana özgü yerleştirmeler, video gösterimleri, söyleşiler ve etkili sergiler gerçekleştirdi. Galeri’nin yöneticileri ile görüşemedik ancak kapanma sebeplerinin Elipsis ile benzer olabileceğini düşünüyorum.

Elipsis ve Mana Galeri’nin kapanışı ilan etmelerinin ardından, Kuad ve 44A’nın kapanma söylentileri çıktı ancak Kuad Galeri twitter üzerinden ‘şu anda galerinin kapatılması söz konusu değil’ şeklinde açıklama yaparak, kapanmanın ileri bir tarihte olabileceğinin sinyallerini verdi. 44A galeriden Argun Okumuşoğlu ise galerinin kapanacağına dair söylentilerin asılsız olduğunu bildirdi.

İstanbul galeriler cephesinde durum parlak gözükmüyorken beni asıl ilgilendiren insiyatifler cephesine bakmak istiyorum. PiST/// (2006)’ten Didem Özbek ve Osman Bozkurt ve Marsistanbul’dan (2010) Pınar Öğrenci, 2014 yılından itibaren kendi sanatsal pratiklerine ağırlık vererek insiyatif faaliyetlerine ara verdi. Her iki insiyatif de 2015’de farklı mekanlarda proje geliştirme ihtimalini korurken, kişisel üretimlerin beslenmesinin, kolektif üretimler için bir tür gereksinim olduğunu ifade etti. BAS (2006, Banu Cennetoğlu), 5533 (2008, Volkan Aslan&Nancy Atakan), Polistar (2011, Kristina Kramer), Pasajist (2010, Suna Tüfekçibaşı, Seçil Yaylalı, Elif Bursalı, Zeynep Okyay), Protocinema (2011, Mari Spirito), M-est (2011, Özge Ersoy, Merve Ünsal, Elif Gül Tirben), Collectorspace (2011, Haro Cümbüşyan) gibi bağımsız insiyatifler varlıklarını sürdürmeye çalışıyor. Bu insiyatiflerin ortak özellikleri, klasik sergileme fikrinin dışına çıkarak, yayın koleksiyonculuğu yapan (BAS), farklı disiplinleri kapsayan söyleşi, performans gibi etkinliklere alan açan (Polistar, 5533, Pasajist), mekan üretimini sergileme sürecinin bir parçası haline getiren (Protocinema), internet üzerinden yayın mecrasını kullanan (M-est) ve farklı koleksiyonlardan işler sergileyerek sürece ‘koleksiyoner’ tarafından yaklaşan (collectorspace) yeni ve dinamik insiyatif biçimlerinin oluştuğunu söyleyebiliriz. 2010-11 yıllarında insiyatiflerin sayısında bir artış gözlenirken aynı yıllarda sanatçı ve küratörlere destek vermeye başlıyan SAHA ve SPOT gibi yapılanmalar oluşması dikkat çekiciydi.

Melisa Önel, Selim Süme, Serkan Taycan ve Sevim Sancaktar’ın 2009’da kurduğu Reccollektif, fotoğraf ve film alanında sergi ve kitap projeleri üretmeye devam ediyor. Reccollektif’in de bir parçası olduğu, kitabı bir mecra ve bir mekân olarak değerlendiren ‘Bandrolsüz’ ün (2011) küçük ölçekli bağımsız yayıncıların, dağıtım şirketleri ve zincir kitapevlerinden uzakta kendisine yeni bir alan oluşturduğunu görüyoruz.

2013 ve 2014 yıllarında ise tıpkı Protocinema gibi, mekanı sanatsal üretimin nesnesi olarak gören insiyatiflerin görünmeye başladığını söyleyebiliriz. İsmail Eğler, Nil Aynalı Eğler ve Elif Tekir tarafından kurulan ‘yoğunluk’ grubu, özgün nitelikleri olan mekanları keşfederek güncel sanatın mekansal deneyim ile iç içe geçtiği sergiler düzenlemeyi hedefliyor. 2014 sonbaharında tanıştığımız Moving Museum (Aya Mousawi ve Simon Sakhai) ise Cihangir, Tahtakale ve Karaköy’deki geçici mekanları kullanarak bir dizi sergi, sanatçı konuşması ve gösterimi içeren geniş çaplı bir etkinliği İstanbul’a taşıdı.
Kristina Kramer’le yaptığımız kısa söyleşide Polistar’ın oluşumu ve insiyatiflerin yaşadığı zorlukları şöyle özetledi: ‘2011’de açılan Polistar’ı, 2005’ten beri Altı Aylık ve Manzara Perspektif kapsamında gerçekleştirdiğimiz ticari olmayan pekçok sergiden sonra bu deneyimlerin mütevazi bir ölçekte bir devamı gibi görüyorum. 2005’ten beri İstanbul çağdaş sanat sahnesinde kurum ve galerilerin sayısının artması ile başlayan enerjinin sanat insiyatiflerini de ateşlemesini hayal ederdim. Pekçok proje gerçekleşti ancak hep küçük bir döngü sözkonusuydu. Hayatta kalabilmek tabii ki zor. Küçük çaplı sanat insiyatiflerini yürüten kişilerin yorulmadan, ümidini kaybetmeden devam etmesi için güçlü bir heyecan ve idealizme sahip olması gerekiyor zira küçük mekanların her zaman gözden kaçma ihtimali var. Polistar olarak proje bazlı destekçilerimiz var ancak arkadaşların desteğinin paradan daha önemli olduğunu söyleyebilirim.

2014’e geldiğimizde ise çok sayıda bağımsız mekanın açıldığını; bunlardan bir kısmının farklı ürünlerin satıldığı show-room içinde şekillenirken, bir kısmının da sürekli sanatçı temsiliyeti yapmadan eser satışına açık bir pozisyon belirlediğini görüyoruz. Bağımsız mekanlar ile yaptığımız söyleşilerle yazıyı tamamlarken sanat camiasının kurum, müze, galeri, müzayede evi, insiyatif, sanatçı, kürator, koleksiyoner, izleyici, eğitimci ve hatta yayıncı gibi tüm aktörlerinin birbirlerinden haberdar olarak daha sıkı bağlarla bağlandığı, işbirliği olasılıklarının araştırıldığı motive edici bir sanat ortamının mümkün olduğunu düşünmek istiyorum.

Eli Kasavi ve Lara Kamhi / Prizma Sıraselviler Caddesi’ndeki Prizma 2014 yılında bir insiyatif olarak açıldı. Prizma mekanını galerilerin sınırlama ve dayatmalarının olmadığı bir ortamda sanatçı ve yönetmenlerle paylaşmak niyetinde. Sadece mekana özel yerleştirmeler, üç boyutlu ve sinemasal işler göstermek üzere yola çıktık. Prizma dışında prodüksiyon işleri yapıyoruz ve mekanın temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bir geliri buraya aktarıyoruz. Yılda bir kere olmak üzere takip ettiğimiz bir sanatçıyı bir ay boyunca İstanbul’a davet edip üretimlerini sergileme fırsatı tanımak istiyoruz.

Mine Kaplangı / Blok Art Space Çukurcuma’da bulunan Blok Art Space, çağdaş sanatçı, küratör ve sanat öğrencilerine yeni bir alan sağlamak, onların projelerini tanıtmak ve sadece sergiler ile değil performans, seminer ve film gösterimleri ile de günümüz sanatına destek olmak üzere kuruldu. Burayı bir ‘galeri’ değil, bir ‘sanat alanı’ olarak tanımlayabiliriz. Elbette sergilerin birçoğunda eser satışlarımız olacaktır, bu sergiler ile birlikte koleksiyonerler için de sanatçılar ile buluşma ve tanışma ağı kurmayı planlıyoruz. Öte yandan sergilerin yanı sıra sponsor destekli ve kar amacı gütmeyen etkinliklere de yer vereceğiz, mekanın performans sanatçılarının da sıklıkla uğradığı bir nokta olmasını istiyoruz.

Seyhan Musa / Space Debris Karaköy’de kurulan New York menşeli çok amaçlı bir sanat mekanı. Aynı anda hem fotoğraf stüdyosu, hem performans ve sergi alanı, hem de ‘workshop’ mekanı olarak hizmet veren Debris, siyah beyaz fotoğraf tutkunları ve analog baskı yapmak isteyenler için ideal bir alternatif sunuyor. Satışa açık bir yapısı var ancak bir galeri olduğu söylenemez, insiyatif yapısına daha yakın ve proje bazlı destekçileri var.

Tankut Aykut / Tankut Aykut Galeri Galerimiz bir yıl once açıldı, Galata’da küçük bir mekanda çağdaş sanat sergileri gerçekleştiriyoruz. Kısa sürede iyi bir izleyici kapasitesine kavuştuk. Bugünlerde sanat piyasasında tutunmak gerçekten zor, biz giderlerimizi mümkün olduğunca limitli tutarak –küçük bir mekanda varolmak gibi- ve mekan dışındaki alternatifleri de değerlendirmek gibi (yarın nişantaşında çiçekçi Vesaire’nin atölyesinde bir sergimiz var diye ekliyor) alternatif yolları deneyerek varlığımızı sürdürmeye çalışıyoruz.

Canan Arditi / Bergsen&Bergsen Galeri 2013’te açılan galeri, farklı konseptlerin bir arada olduğu Muse İstanbul içinde yer alan oldukça büyük bir sergi alanı. Bağımsız sanatçı ve küratörlerle çalışan, onların sergi önerilerine açık olarak güncelliğini koruyan bir mekan. Galerinin sürekli temsil ettiği bir sanatçı grubu olmadığı için, galeri, proje mekanı ya da insiyatif arasında bir yerde, esnek ve yaratıcı bir konumu var.

Lale Platin / ADAHAN’ı kurarken zaten hayatımızın bir parçası olan sanatı da koruyup kollamak ve ADAHAN otelin bir parçası yapmak düşüncesindeydik. Önceliğimiz genç sanatçılardı ve onları desteklemek, elimizden geldiğince imkanlarımızı onlara kullandırmak hedefimizdi, hala da öyle. Bazı sergiler de satış da yapıyoruz ancak mekanla ilgili ticari bir kaygımız yok.
Gallery Rooms Galata Kumbaracı Yokuşu üzerinde, genç sanatçılarla çağdaş Türk sanatının önemli isimlerinin eserlerini bir arada bulunduran bu ‘galeri/dükkan’da heykel, resim, baskı, fotoğraf, karikatür, afiş gibi geniş bir seçki yelpazesinin yanı sıra özgün ‘objets d’art’, farklı taleplere karşılık vermek üzere bir araya getirildi.

Bi’misal 2012’de açılan galeri kendini Fair&Green Art Ground’ ifadesiyle sanatsal alışverişin çevreye duyarlı ve adil zemini olarak tanımlıyor. Sanatçılarla yapılan anlaşmalarda şeffaflığı benimseyen Bi’misal, sanatçıyı bağlayan, üretimini mekanikleştiren, aldığı karşılığı bir lütuf olarak gösteren geleneksel anlaşma maddelerini baştan reddeder.